Prof. Dr. Çiğdem Ünal - Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı

 

Nişantaşı Estetik Cerrahi

Randevu Alın

Preservé® Tekniğinde Doğallık: Hareket, His ve Uzun Vadeli Uyum

Preservé® tekniğinde “doğal sonuç” yalnızca fotoğraflarla ölçülmez. Meme hareketi, dokunma hissi ve yıllar içindeki uyum; doğallığın asıl parçalarıdır. Bu yazıda kas altı yöntemlerde görülebilen hareket problemlerini, Preservé®’de doku koruma yaklaşımını ve kişiye özel planlamanın neden belirleyici olduğunu ele alıyoruz.

 Preservé® Tekniğinde Doğallık: Hareket, His ve Uzun Vadeli Uyum

Preservé® Tekniğinde Doğallık Neyi İfade Eder?

Meme estetiğinde “doğallık” çoğu zaman yalnızca görünüm üzerinden konuşulur. Oysa gerçek doğallık; görüntünün yanı sıra hareket, dokunma hissi ve zaman içindeki uyumla birlikte değerlendirilir. Preservé® tekniğinin yaklaşımı da tam olarak bu bütünlüğe odaklanır: Memeyi sadece “güzel görünen” değil, günlük yaşamın içinde doğal davranan bir yapı olarak ele almak.

Bu bölümde doğallığın ne anlama geldiğini; fotoğrafla değerlendirmenin sınırlarını, kas hareketleriyle oluşan şekil değişikliklerinin neden rahatsız edici olabildiğini ve Preservé® tekniğinde doğallığın hangi prensiplerle desteklendiğini adım adım ele alacağız.

Meme Estetiğinde “Doğal Görünüm” Ne Demektir?

“Doğal görünüm” yıllar içinde değişen bir algıdır. Geçmişte daha belirgin dolgunluk, daha net dekolte hattı veya daha “yapılmış” bir sonuç bazı kişiler için ideal kabul edilirken; günümüzde daha sık aranan hedef, kişinin beden yapısıyla uyumlu, ilk bakışta operasyon izlenimi vermeyen, kıyafet içinde ve kıyafetsiz durumda dengeli görünen bir formdur.

Burada önemli bir nokta vardır: Doğal görünüm tek bir kalıba sığmaz. Aynı hacim, aynı protez tipi veya aynı yerleşim mantığı her bedende aynı etkiyi yaratmaz. Göğüs kafesi genişliği, cilt kalitesi, meme dokusunun yoğunluğu, meme altı kıvrımının yapısı ve omuz-bel oranı gibi birçok değişken “doğal” algısını belirler.

Ayrıca doğallığı sadece fotoğrafla değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Çünkü fotoğraf tek bir anı dondurur; ışık, poz, kamera açısı ve vücut duruşu sonucu olduğundan farklı gösterebilir. Oysa doğallık, kişinin yürürken, oturup kalkarken, nefes alırken, kollarını kaldırırken veya spor yaparken memenin nasıl davrandığıyla yakından ilişkilidir.

Doğallık Sadece Görüntü Değil, Hareketle İlgilidir

Meme, günlük yaşamda hareket eden bir yapıdır. Bu hareket; yerçekimi, vücut pozisyonu, kas aktivitesi ve yumuşak doku davranışıyla ortaya çıkar. Doğal bir sonuç beklentisinde amaç, memenin “bedenle birlikte” uyumlu hareket etmesidir.

Günlük hayatta meme hareketi neden önemlidir?

Gün içinde yürüyüş, merdiven çıkma, araç kullanma, çanta taşıma, yoga veya pilates gibi aktiviteler sırasında göğüs bölgesi sürekli küçük değişimler yaşar. Meme dokusu bu değişimlere uyum sağlayabildiğinde, kişi bedenini daha “kendisi” gibi hisseder. Bazı durumlarda ise meme; hareket sırasında beklenmedik sertlik, yer değiştirme hissi veya “ayrı bir parça” gibi algılanabilir. Bu tür hisler, estetik olarak iyi görünen bir sonucun bile günlük yaşam kalitesini etkileyebilmesine yol açabilir.

Kas kasılmasıyla şekil değiştiren memeler neden rahatsız eder?

Meme büyütme ameliyatlarında protezin göğüs kası (pektoral kas) ile ilişkisi, hareketle şekil değişikliği riskini doğrudan etkileyebilir. Kişi kolunu zorladığında, spor yaparken veya günlük bir efor sırasında kas kasılır ve kasın altında yer alan protez de bu kas hareketinden etkilenebilir. Bu durum bazı kişilerde memenin kasılma ile “oynadığı”, şeklinin belirgin biçimde değiştiği veya üst kısımda dalgalanma/kayma hissi oluştuğu şeklinde deneyimlenir.

Rahatsızlık yalnızca dışarıdan görünen bir deformasyonla sınırlı değildir. Kişi, kas aktivitesiyle memenin beklenmedik hareket ettiğini hissedebilir; bu da “doğal değil” algısını güçlendirir. Özellikle aktif yaşamı olan, düzenli spor yapan veya üst gövde kaslarını sık kullanan kişilerde bu şikâyetler daha görünür hale gelebilir.

Geleneksel Kas Altı Yöntemlerde Hareket Problemi

Geleneksel yaklaşımlarda, protezin kas altına yerleştirilmesi belirli avantajlar hedeflenerek seçilebilir. Ancak bu yerleşim tipi, bazı hastalarda hareketle ilişkili sorunlara daha açık olabilir. Özellikle kasın güçlü olduğu, sporla geliştiği ya da kişinin günlük hayatında üst gövdeyi yoğun kullandığı durumlarda kas-protez etkileşimi daha belirgin hale gelebilir.

Animation deformity nedir?

“Animation deformity” genel olarak, pektoral kas kasıldığında protezin ve meme konturunun belirgin şekilde değişmesi durumunu ifade eder. Kişi kollarını iterken, ağırlık kaldırırken veya basitçe kaslarını sıktığında memenin üst bölümünde çekilme, hareket etme ya da şekil bozulması görülebilir. Bazı hastalar bunu aynada fark ederken, bazıları daha çok “içeride oynama” hissi olarak tarif eder.

Bu durumun derecesi kişiden kişiye değişir; herkes aynı şekilde deneyimlemez. Ancak doğallık beklentisi yüksek olan kişilerde, bu tür hareketle ortaya çıkan görünüm değişimleri “belli olma” kaygısını artırabilir.

Spor yapan ve aktif kadınlarda sık görülen şikâyetler

Aktif yaşamı olan kadınlar, göğüs kaslarını daha sık ve yoğun kullandıkları için kas kasılmasıyla ilişkili değişimleri daha kolay fark edebilir. Şikâyetler bazen estetik düzeyde “görünümde oynama” şeklindedir; bazen de fonksiyonel düzeyde “hareketle sertleşme”, “göğüste sıkışma hissi” veya “kas çalışırken rahatsızlık” şeklinde tarif edilebilir.

Bu nedenle doğallık arayışı yalnızca fotoğraf sonuçlarıyla değil, kişinin yaşam tarzıyla birlikte ele alınmalıdır. Spor yapan bir birey için doğal his, çoğu zaman memenin hareket sırasında da sakin ve uyumlu davranması anlamına gelir.

Preservé® Tekniğinde Doğallık Nasıl Sağlanır?

Preservé® tekniği, doğallığı yalnızca “son görüntü” olarak değil, bir doku uyumu ve biyomekanik denge olarak ele alır. Bu yaklaşımda hedef, memenin anatomik destek sistemini olabildiğince koruyarak protezin doğru planda, doğru konumda ve dokularla uyumlu şekilde yerleşmesine yardımcı olmaktır.

Memenin doğal bağ ve destek yapılarının korunması

Meme dokusu, yalnızca cilt ve yağ dokusundan ibaret değildir; doğal bağlar ve destek yapıları memenin formunu ve hareketini belirler. Bu yapıların korunması, memenin “bedene ait” bir parça gibi davranmasına katkı sağlayabilir. Preservé® yaklaşımında cerrahi planlama, bu destek sistemlerinin devamlılığını gözeten bir mantıkla kurgulanır.

Protezın memenin “olması gereken yerde” konumlanması

Doğal sonuç için protezin doğru konumlanması kritik bir noktadır. “Olması gereken yer”, yalnızca estetik merkezleme değil; meme altı kıvrımı, göğüs kafesi oranları, meme başı konumu ve doku kapasitesi ile uyumlu bir yerleşimi ifade eder. Protezin gereğinden yukarıda, aşağıda ya da yana yerleşmesi; zamanla asimetri, belirgin kenar hissi veya doğal olmayan kontur gibi sonuçlara zemin hazırlayabilir.

Preservé® tekniğinde amaç, protezin dokuların içinde daha dengeli ve öngörülebilir bir şekilde konumlanmasına katkı sağlamak ve bu sayede hem görünüm hem hareket açısından doğal bir uyum yakalamaktır.

Dokunma Hissi ve Yumuşaklık Algısı

Doğallık, yalnızca dışarıdan bakana değil, kişinin kendisine de “doğal” gelmelidir. Bu da dokunma hissi ve yumuşaklık algısını önemli hale getirir. Kimi hastalar için memenin yumuşaklığı, kıyafet içinde görünüm kadar belirleyici bir beklentidir.

Protez neden bazen “yabancı” hissedilir?

Bazı durumlarda protez, dokularla bütünleşmiş bir yapı gibi değil de “ayrı bir cisim” gibi algılanabilir. Bunun nedenleri; doku kalınlığının sınırlı olması, protezin kenarlarının daha belirgin hissedilmesi, yerleşim planına bağlı gerginlik hissi veya kişinin duyusal algısının bu değişime daha hassas olması gibi farklı faktörlere dayanabilir. Ayrıca erken dönemde ödem ve iyileşme süreci de bu “yabancılık” hissini artırabilir.

Preservé® tekniğinde doku uyumunun rolü

Preservé® yaklaşımında hedeflerden biri, protezin çevre dokularla daha uyumlu bir ilişki içinde konumlanmasına katkı sağlamaktır. Doku uyumu; memenin yumuşaklık algısını, günlük hareketlerdeki doğal davranışını ve kişinin “bu benim bedenim” hissini destekleyebilir. Elbette sonuç; kişinin anatomisine, seçilen proteze ve iyileşme sürecine bağlı olarak değişebilir, ancak planlama felsefesi doğallığı çok boyutlu ele alır.

Zaman İçinde Meme Nasıl Davranır?

Doğallığın bir diğer boyutu da zaman içindeki uyumdur. Meme, yıllar içinde yerçekimi, yaşlanma, hormonal değişimler ve kilo dalgalanmalarından etkilenir. Estetik cerrahide hedef, kısa vadeli “ilk fotoğraf” değil; yıllar içinde de makul bir uyum ve öngörülebilirlik sağlayabilmektir.

Yerçekimi, yaşlanma ve kilo değişimlerine adaptasyon

Cilt elastikiyeti, bağ dokusu dayanıklılığı ve doku hacmi zaman içinde değişir. Kilo alıp verme, gebelik süreçleri veya yaşlanmaya bağlı doku gevşemesi memenin formunu etkileyebilir. Bu nedenle cerrahi planlama, yalnızca bugünün ihtiyacına değil, dokunun gelecekteki davranışına dair öngörülere de dayanmalıdır.

Uzun vadede şekil koruma beklentisi

Uzun vadede şekli tamamen “sabit” tutmak gerçekçi bir hedef değildir; çünkü meme yaşayan bir dokudur. Ancak hedef, dokuların kapasitesine uygun seçimler ve anatomik dengeye saygılı bir planlama ile, zaman içinde daha öngörülebilir ve uyumlu bir seyir yakalamaktır. Preservé® tekniğinin doğallık yaklaşımı, bu uzun vadeli uyumu da doğallığın parçası olarak görür.

Kimler İçin Doğal His Daha Kritik Bir Beklentidir?

Her hasta için öncelikler farklı olabilir. Kimi kişi daha belirgin bir dolgunluk isterken, kimisi için “belli olmama” kaygısı birinci sıradadır. Ancak bazı gruplarda doğal his ve hareket uyumu özellikle kritik hale gelir.

  • İlk kez meme büyütme düşünenler: Bedeninde ilk kez böyle bir değişim yaşayacağı için, sonuçla “uyumlanma” sürecinde doğal his çok belirleyici olabilir.
  • Spor yapan kadınlar: Üst gövde kas aktivitesi yüksek olduğu için, hareketle şekil değişikliği veya kas kasılmasıyla rahatsızlık daha görünür hale gelebilir.
  • “Belli olmasın” kaygısı olan hastalar: Kıyafet içinde doğal görünüm kadar, yakın temas ve dokunma hissi de önem kazanabilir.

Doğallık Kişisel Bir Kavramdır

Doğallık herkes için aynı şeyi ifade etmez. Bazı hastalar “doğal” derken, küçük bir hacim artışıyla bile göğüs formunun toparlanmasını hedefler; bazıları ise hacim artışı belirgin olsa da “vücutla uyumlu ve dengeli” bir görüntüyü doğal kabul eder. Bu nedenle beklentinin netleştirilmesi, cerrahi planlamanın en kritik basamaklarından biridir.

Hastanın yaşam tarzı, giyim tercihleri, spor alışkanlıkları, estetik hedefleri ve geçmiş deneyimleri; doğru teknik kararları etkileyen önemli ipuçlarıdır. Preservé® tekniğinde amaç, “tek tip” bir doğallık tanımı dayatmak değil; kişinin doğallık algısını doğru anlayıp, buna en uygun cerrahi stratejiyi kurmaktır.

Preservé® Tekniğinde Doku Koruma ve Güvenlik Yaklaşımı

Doğallık kadar önemli bir diğer başlık da güvenliktir. Meme estetiğinde güvenlik, yalnızca ameliyat anıyla sınırlı değildir; dokuya saygı, cerrahi travmanın sınırlandırılması ve uzun vadeli biyolojik uyumla birlikte ele alınmalıdır. Preservé® tekniği, bu bütüncül güvenlik anlayışını merkeze alan bir yaklaşımla şekillenir.

Bu bölümde Preservé® tekniğinin doku koruma felsefesini, cerrahi planlamada güvenliği nasıl ele aldığını ve bu yaklaşımın kısa ve uzun vadeli sonuçlara nasıl yansıdığını ele alacağız.

Doku Koruma Neden Önemlidir?

Meme, hassas bir yumuşak doku yapısına sahiptir ve bu yapı; kanlanma, sinir ağı, bağ dokuları ve cilt elastikiyetiyle birlikte bir bütün olarak çalışır. Cerrahi sırasında bu bütünlüğün mümkün olduğunca korunması, iyileşme sürecini ve nihai sonucu doğrudan etkiler.

Aşırı doku ayrıştırılması, gereksiz kas kesileri veya geniş cerrahi alanlar; kısa vadede ödem ve ağrıyı artırabileceği gibi, uzun vadede sertlik, his değişikliği veya doku uyumunda bozulma riskini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle modern meme estetiğinde eğilim, daha kontrollü ve dokuya saygılı tekniklere yönelmiştir.

Preservé® Tekniğinin Temel Güvenlik Prensipleri

Preservé® tekniği, güvenliği tek bir başlık altında değil; cerrahinin her aşamasına yayılan bir yaklaşım olarak ele alır. Amaç, gereksiz müdahalelerden kaçınarak öngörülebilir ve dengeli bir iyileşme süreci sağlamaktır.

Cerrahi travmanın sınırlandırılması

Cerrahi travma, dokuların ameliyat sırasında maruz kaldığı stres ve hasar düzeyiyle ilişkilidir. Preservé® yaklaşımında hedef, dokuların gereksiz yere zorlanmadığı, kontrollü ve planlı bir cerrahi alan oluşturmaktır. Bu, ameliyat sonrası şişlik ve gerginlik hissinin daha yönetilebilir olmasına katkı sağlayabilir.

Kanlanma ve sinir yapılarının korunması

Meme dokusunun sağlıklı iyileşebilmesi için yeterli kanlanma kritik öneme sahiptir. Aynı şekilde, sinir yapılarının korunması; meme başı ve çevresinde his kaybı riskini azaltmaya yönelik önemli bir faktördür. Preservé® tekniğinde planlama, bu anatomik yapıların korunmasına özen gösteren bir mantıkla yapılır.

Protez Yerleşiminde Güvenlik Dengesi

Protezin hangi planda ve hangi anatomik sınırlar içinde yerleştirildiği, hem estetik sonucu hem de güvenliği etkiler. Uygun olmayan bir cep hazırlığı; zaman içinde yer değiştirme, kenar belirginliği veya dokuya aşırı baskı gibi sorunlara zemin hazırlayabilir.

Doğru cep hazırlığının önemi

Preservé® tekniğinde cep hazırlığı, protezin boyutları ve memenin mevcut dokusal kapasitesi dikkate alınarak planlanır. Amaç, protezin dokular içinde “zorla tutulan” bir yapı olmaması; aksine çevre dokularla dengeli bir ilişki kurabilmesidir. Bu yaklaşım, uzun vadede daha stabil bir yerleşime katkı sağlayabilir.

Aşırı gerginlikten kaçınma

Protezin doku kapasitesinin üzerinde bir hacimde seçilmesi veya cep alanının yetersiz bırakılması, gerginlik hissini artırabilir. Bu durum yalnızca erken dönem konforu değil, uzun vadeli doku sağlığını da etkileyebilir. Preservé® yaklaşımında hacim ve yerleşim kararları, bu denge gözetilerek verilir.

İyileşme Süreci ve Güvenlik İlişkisi

Güvenlik, ameliyat tamamlandığında biten bir süreç değildir. İyileşme dönemi; dokuların yeni duruma adapte olduğu, ödemin azaldığı ve nihai sonucun şekillendiği kritik bir zaman dilimidir.

Ödem, sertlik ve adaptasyon süreci

Ameliyat sonrası erken dönemde ödem ve sertlik hissi beklenen durumlardır. Ancak cerrahi travmanın daha sınırlı olduğu tekniklerde, bu belirtiler genellikle daha öngörülebilir bir seyir izleyebilir. Preservé® tekniğinde hedef, dokuların adaptasyon sürecini destekleyen bir cerrahi zemin oluşturmaktır.

Hastanın sürece aktif katılımı

Güvenli bir iyileşme yalnızca cerrahi teknikle değil, hastanın ameliyat sonrası önerilere uyumu ile de yakından ilişkilidir. Hareket kısıtlamaları, sütyen kullanımı ve kontrollü aktiviteye dönüş gibi başlıklar, sonucun kalitesini etkileyen önemli unsurlardır.

Uzun Vadeli Güvenlik Perspektifi

Preservé® tekniğinde güvenlik, yalnızca kısa vadeli komplikasyon risklerini azaltmaya yönelik değildir. Aynı zamanda memenin yıllar içinde doku sağlığını koruyabilmesi ve öngörülebilir bir biçimde yaşlanabilmesi de bu yaklaşımın parçasıdır.

Dokuya saygılı planlama, doğru hacim seçimi ve anatomik denge; uzun vadede revizyon ihtiyacını azaltabilecek, hastanın memnuniyetini destekleyebilecek faktörler arasında yer alır. Bu nedenle Preservé® yaklaşımı, estetik sonucu güvenlikten bağımsız düşünmeyen bir çerçeve sunar.

Preservé® Tekniğinde Kişisel Planlama ve Gerçekçi Beklentiler

Meme estetiğinde en sık karşılaşılan hayal kırıklıkları, teknikten çok beklentiyle ilişkilidir. “Doğal”, “yumuşak”, “belli olmayan” gibi kavramlar herkes için aynı anlama gelmez. Preservé® tekniğinin en ayırt edici yönlerinden biri, bu belirsiz kavramları netleştirmeyi ve cerrahi planlamayı kişisel hedefler üzerinden kurmayı amaçlamasıdır.

Bu son bölümde; kişiye özel planlamanın neden kritik olduğu, beklentilerin nasıl ele alınması gerektiği ve Preservé® yaklaşımının “ideal meme” yerine “kişiye uygun meme” fikrini nasıl merkeze aldığı üzerinde duracağız.

Teknikten Önce Beklentiyi Anlamak

Meme büyütme ameliyatı talebiyle başvuran hastaların çoğu, zihninde bir “sonuç hissi” ile gelir. Bu his bazen bir fotoğrafla, bazen bir kelimeyle, bazen de yalnızca “doğal olsun” cümlesiyle ifade edilir. Ancak bu ifade tek başına cerrahi planlama için yeterli değildir.

Preservé® yaklaşımında ilk adım; hastanın doğallık, hacim, hareket ve dokunma hissi gibi beklentilerinin detaylandırılmasıdır. Çünkü aynı protez, aynı teknik ve aynı cerrah; farklı beklentilere sahip iki kişide tamamen farklı memnuniyet düzeyleri yaratabilir.

“İdeal Meme” Diye Tek Bir Şey Var mı?

Estetik cerrahide sıkça karşılaşılan bir yanılgı, ideal bir formun herkes için geçerli olduğu düşüncesidir. Oysa meme estetiğinde ideal; vücut oranları, omuz-bel dengesi, göğüs kafesi yapısı, cilt kalitesi ve yaşam tarzı gibi çok sayıda değişkenle şekillenir.

Preservé® tekniği, standart bir meme formunu hedeflemek yerine, mevcut anatomiyi referans alır. Amaç; bedene sonradan eklenmiş hissi vermeyen, kişinin genel siluetiyle uyumlu bir sonuç oluşturmaktır. Bu nedenle “ideal meme” değil, “bu kişi için doğru meme” kavramı öne çıkar.

Yaşam Tarzının Cerrahi Kararlara Etkisi

Kişinin günlük yaşamı, spor alışkanlıkları ve bedenini kullanma biçimi; cerrahi teknik seçiminde belirleyici olabilir. Masa başı çalışan, sporla ilişkisi sınırlı bir birey ile haftada birkaç gün ağırlık çalışan aktif bir kişinin beklentileri ve ihtiyaçları aynı değildir.

Preservé® yaklaşımında bu farklılıklar göz ardı edilmez. Hareketle uyum, kas aktivitesiyle ilişkili hisler ve uzun vadeli konfor; özellikle aktif bireylerde planlamanın önemli bileşenleri arasında yer alır.

Hacim Seçimi: Büyük mü, Uyumlu mu?

Meme büyütme denildiğinde hacim konusu genellikle en çok konuşulan başlıktır. Ancak hacim, tek başına sonucu tanımlamaz. Aynı hacim; farklı göğüs kafesi yapılarında, farklı cilt kalitelerinde ve farklı meme taban genişliklerinde bambaşka görünebilir.

Preservé® tekniğinde hacim seçimi; yalnızca “kaç cc” sorusuyla değil, dokunun bu hacmi nasıl taşıyacağı ve zaman içinde buna nasıl uyum sağlayacağı üzerinden değerlendirilir. Gereğinden büyük hacimler, kısa vadede tatmin edici görünse bile uzun vadede doğallık ve konfor beklentileriyle çelişebilir.

Gerçekçi Beklentiler Neden Bu Kadar Önemlidir?

Meme estetiği, kişinin beden algısını doğrudan etkileyen bir işlemdir. Bu nedenle beklentilerin gerçekçi olması; hem cerrahın hem de hastanın memnuniyeti açısından kritik bir rol oynar.

Preservé® yaklaşımında hedef; “kusursuz” bir sonuç vaadi değil, öngörülebilir ve anlaşılır bir süreç sunmaktır. Meme dokusunun yaşayan bir yapı olduğu, zamanla değişebileceği ve her estetik sonucun belli sınırları olduğu açıkça ele alınır.

Preservé® Tekniğinde Karar Süreci Nasıl Şekillenir?

Bu teknikte karar süreci; ölçüm, değerlendirme ve iletişim üçgeni üzerine kuruludur. Hastanın anatomik özellikleri objektif olarak değerlendirilirken, beklentileri de sürecin merkezinde yer alır. Cerrahi plan, bu iki başlığın kesişim noktasında oluşturulur.

Böylece hasta, ameliyat sonrası yalnızca aynada gördüğü görüntüyle değil; hissettiği konfor, hareket özgürlüğü ve bedenine olan uyum duygusuyla da sonucu değerlendirebilir.

Sonuç: Doğallık Bir Sonuç Değil, Bir Yaklaşımdır

Preservé® tekniğinde doğallık; tek bir fotoğraf karesiyle tanımlanan bir hedef değildir. Hareket, his, zaman ve kişisel beklentilerle birlikte ele alınan bir yaklaşımdır.

Bu yaklaşımın temelinde; bedeni zorlamayan, dokulara saygılı ve kişiye özgü planlama yer alır. Gerçek doğallık da çoğu zaman tam olarak burada başlar: Bedenin, yapılan müdahaleyi “kendi parçası” gibi kabul ettiği noktada.


 

Please publish modules in offcanvas position.